ustalardan

"Çaldıklarım etrafımda olup bitene verdğim tepkiden ibarettir." Tony Willams

1 Nisan 2009 Çarşamba

Amon Tobin Cujo Traffic video klip

Amon Adonai Santos de Araújo Tobin (born February 7, 1972), better known as Amon Tobin, is a Brazilian electronic musician, and DJ. He is best known for his use of sampling. Tobin is also credited with helping to create the emerging "trip hop" genre in the late 1990s. He has released seven major studio albums since 1996 under the London-based Ninja Tune record label where he is considered one of their most successful artists.

In 2005, he created the musical score to Ubisoft's critically acclaimed and successful video game Tom Clancy's Splinter Cell: Chaos Theory. He is also noted for his entirely field-recorded album Foley Room, released in 2007. His music has been used in numerous major motion pictures including The Italian Job and 21. Tobin has created songs for several independent films, including the 2006 Hungarian horror film Taxidermia.

Born in Rio de Janeiro, Brazil, he began his career in Brighton, England with his debut album Adventures in Foam. As of 2008 he continues to produce music and collaborate with other artists.


19 Haziran 2008 Perşembe


MODERN DRUMMER MAGAZINE

Click HERE to order



Scorpions Türkiye'de !

Scorpions Türkiye'de !

Sahnede: Sc orpions
Zaman: 22 Ağustos 2008 Cuma
Not: Mekan ve bilet fiyatları henüz açıklanmadı..

Efsane grup 15 yil aradan sonra yenİden
Türkiye'de!!

Winds Of Change
Still Loving You
Send Me An Angel
White Dove
Holiday ve daha niceleri….
Hangimiz bu şarkılara bağıra çağıra eşlik etmedik...
Hangimiz bu şarkıları dinleyerek aşık olup...
Yine bu şarkıları dinleyerek aşk acısı çekmedik ki?

Tüm dünyaya adını bir daha hiç silinmeyecek ve de eskimeyecek bir şekilde kazıyan
Türkiye’de ilk ve son kez 1993 yılında hayranlarıyla buluşan dünyaca ünlü efsane Alman Rock grubu Scorpions, 15 yıl ara sonrasında İstanbul’da vereceği konserde yeniden hayranları ve müzikseverlerle buluşacak.

Sadece rock müzikseverlerin değil, parçaları gönüllerinde ve hafızalarında silinmeyecek izler bırakan on binlerce genç, yaşlı, üniversite öğrencisi, adamı, bayan, erkek, hayranın yıllardır dört gözle beklediği bu buluşma UNILIFE organizasyon tarafından 22 Ağustos Cuma günü gerçekleştirilecek.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Ve Hayko nun yeni klibi MELEKLER

11. Kasdav Liselerarası Müzik Yarışması Elemeleri


Geri sayım başladı. Her yıl binlerce liseli arkadaşımızın katıldığı "KASDAV 11. Liselerarası Müzik Yarışması"nın elemeleri 07-08-09 Mart, finali ise 29 Mart 2008 tarihinde, Bostancı Gösteri Merkezi'nde gerçekleşecektir. Geçen senelerde yapılan yarışmalara ek olarak bu sene 'Düzenleme' adında yeni bir dal eklendi.


İstanbul'daki tüm liselerin katılımına açık ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından onaylanmış olan bu yarışma ile on yıldır gençlere Bostancı Gösteri Merkezi'nde yeteneklerini sergileyebilecekleri bir platform sağlanmaktadır. Yarışma, KASDAV (Kadıköy Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı) şemsiyesi altında yapılmaktadır. END Productions'ın düzenlediği yarışmada okul grupları yorum, beste ve düzenleme dallarında yarışmakta ve pek çok değerli müzik adamının bulunduğu profesyonel bir jüri tarafından değerlendirilmektedir.

Detaylı bilgi için: www.kasdav.net

1 Şubat 2008 Cuma

Röportaj: Anemi

Vokalde Orbay Sakarya, elektro gitar ve vokalde Yankı Sivrikoz, bas gitarda Soner Sufi Kırgız, davulda Mehmet Unayağyol ile yüzlerce konser ve bar programıyla kendilerin den söz ettirmeyi başaran ve internet ortamında yayınladıkları t.a.k şarkıları ile bugünlerde adlarından oldukça sık söz ettiren anemi grubunu albüm kayıtlarına başlamadan hemen önce yakaladık.


SORU: Anemi grubu ne zaman toplandı ve neler yaptı?

Soner: Anemi 1997 yılında Buca Anadolu lisesinde kuruldu. Okuduğumuz lisenin müzik odasını zorla kendimize tahsis ettirerek enstruman kullanmaya başladık. Orta okuldan beri çok yakın arkadaşlar olduğumuz için, müziğe olan ilgimiz kısa sürede anemi’nin oluşmasını getirdi. 1997 yılının mayıs ayında ilk konserimiz verdik.

Mehmet: Daha sonrasında bazı partilerde, Dokuz Eylül ve Ege Üniersitesi şenliklerinde sahne aldık. 3 sene eveline kadar da sesimizi daha büyük kitlelere yayabilmek için barlarda çıkmaya başladık. Son bir buçuk senedir Bornoa Ooze Rock Bar da sahne alıyoruz.

SORU: Sahnede aranızdaki diyaloğu nasıl sağlıyorsunuz?

Orbay: Sahnede artık kimin ne yapacağını anlamak için birbirimizi izlemek sözkonusu değil. En ufak hareketten her şeyi anlayıveriyorsun zaten.

Yankı: Her sahneye çıkışımızda ortak olarak bir dua okuruz: “Allah yolumuza taş koymasın, koyarsa da üzerinden atlayacak güç versin” u aramızdaki en samimi diyalogtur herhalde.

SORU: Sahnede hissettikleriniz nelerdir.

Mehmet: Daha öncede bir çok kişi bu soruyu sordu. “Sahnede kopup gidiyorsunuz, siz ne yapıyorsunuzda sahnede bu kadar serin kanlı hareket ediyorsunuz?” Bu rahatlığın tek sebebi sahnedeyken kendimizi evimizde hissetmemizdir. İnsanın en rahat ettiği yeri evidir. Yanlış ve ya doğruyu yapma gibi bir kaygısı olmaz. Biz de her sahnede kendimizi evimizde olduğu kadar rahat hissederiz.

Yankı: Sahnenin hissettirdiklerinin en güzel yanı, hayatında olan herşeyden sıyrıldığın mağetim diyebileceğin bir yer olmasıdır. Sahnenin bana kattığı en güzel şey hayyattaki her türlü eksikliği doldurmasıdır. Aileden, sevgiliden veya hayatın kendisiykle ilgili her hangi bir şeyden dolan boşluk sahne de alkışlarla doluyor. Her şeyi unutuveriyorsunuz.

Orbay: Aneminin en önemli özelliklerinden biri, sahneye çıktığımız zaman şalteri kapatmamızdır. Bu şu demek: o an özel hayatımızda ne olmuşsa, sahneye çıktığımız andan ineceğimiz ana kadar, onun hakkında düşünmeyi ertelemektir.

Soner: Her sahnede hissediğin şey değişiyor aslında, hatta şarkıdan şarkıya da tabiki, ama genelolarak sahnede olmak dendiğinde bunun verdiği hissi hayatta başka hiç bir şeyden alamadığımızı düşünüyoruz. İşte bu yüzden her ne olursa olsun sahnede iyi vakit geçirebiliyoruz.

SORU: Sahne şovunuzla da çok dikkat çekiyorsunuz. Görsellikle müziğin bu şekilde birleşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mehmet:Herşeyden önce insanlar sadece müzik dinlemek için gelmiyorlar. Aynı zamanda da eülenmek için geliyorlar. Bu durumda hem göze hem kulağa hitab etmek işin açıkçası her müzisyenin harcı değil. Eğer sahnede rahat ediyorsanız hareketlerinizde zamanla profesyonelleşir ve doğallaşır. Tabiri caizse biz son derece gaz bir grubuz. En güçlü ritimlerde, en zor parçalarda ile yerinde duramayan ve müziği iliklerinde yaşayan bir grubuz. Yani önceden planlanan koreografilere dayanan hareketler yok.

Orbay: Anemiden ayrı da düşünürsek; izlediğim kliplerde, konserlerde müzisyenler sürekli hareket ediyor. Bunu bir bar grubu neden yapmasın. Bu müzik rahat durulacak bir müzik degil. Mehmetinde dediği gibi, önceden çalışılmış bir şeyler değildir ama yankı’nın, soner’in mehmet’in ayrı ayrı kendilerine özgü hareketleri vardır. Bunlar birleşince sahne şovu çıkıyor işte.

Yankı: Biz tencere tava satmıyoruz, orda öyle durup konuşup müzik yapmak bize uymuyor. Hatta öyle put gibi durarak rock yapanlara sinir oluyorum. Grup olarak aynı sinerjyi paylaştığımız için sahne şovu dediğiniz şey emprovize olarak ortaya çıkıyor. Bu sahneye çıktığımız ilk gün de böyleydi, ve böyle de devam ediyor.

Soner: Bi düşünün, biz yukarıda sahnedeyiz ve aşağıda eğlenen insanlar var. O insanlar orda seni dinleyip eğlenirken, sen yerinde duramazsın. Kendini o insanların arasında hissettiğin zaman zaten yerinde duramassın. Aşağıda insanlar eğlenirken put gibi durup müziğini yapan bir müzisyenin dinleyicisiyle iletişim bozukluğu yaşadığını düşünürüm. Anemi de ise bu iletişim bozukluğu yok. Dinleyicimiz ne kadar coşuyorsa biz de kendimizi tutamıyoruz.

SORU: Albümü olan bir çok grupda sizi çok tutuyor ve sahnenize katılıyorlar. Raper’ları dahi sahnenizde görüyoruz bu konuda ne diyceksiniz.

Soner: Valla ne desek boş. Bu bize onur veriyor tabiki. Henüz bir albümümüz yok ve albümü olan grupların bizle düet yapmaları, şoumuza katılmak istemeleri bizi onurlandırıyor.

Yankı: Biz açıkçası sahnemize bizim gibi samimi bulduğumuz insanları çıkartıyoruz. Genelde de bizimle aynı sinerjiyi paylaşan insanlarla sahne paylaşıyoruz. Bu yüzden de hep çok güzel sonuçlar alıyoruz.

SORU : Son dönemde neler dinliyorsunuz e en son aldığınız albümler?

Yankı: ben son zamanlarda elektronik altyapılı şarkılar dinliyorum. Genelde elektronik de olsa iinsanın ruhuna hitap eden şarkıları buluyorum. Mesela Infected Mushroom gibi. Yaptığımız müzik türüyle çok alakası olmasada bana çok fazla şey kattığına inanıyorum.

Orbay: Ben her zaman olduğu gibi hardcore dinlemeye devam ediyorum. Ama son dönem ben de elejtronik ve endüstriyel altyapılı müzikleri dinlemeye başlladım.

Soner: Son aldığım iki albüm, Feist-Let it die ve Kings of convenience-.......

Mehmet: S.O.A.D.’ın yeni ve eski parçalarını dinliyorum. Bunun dışında yeni çıkan tüm albümleri de dinlemeye çalışıyorum.

SORU: Yapmak istediğiniz albüm hakkında bilgi verir misiniz, beklentileriniz nelerdir?

Yankı: Ben ilk albümden açıkçası yüksek bir başarı bekliyorum. İlk albüm olmasına karşın oldukça cesur bir albüm çıkartmayı düşünüyoruz. Sözlerinin e müziğin dinamikliğinin insanları yakalayacağını düşündüğümüz bir albüm olacak. Baklenti konusunda ise, insanların beklentilerine belki ters düşebilecek bir şey var. Sanıyoruz insanlar bizden hareketli parçalar bekliyorlar ama sanırım baya bir şaşıracaklar.

Albüm içeriği dinamik alt yapılı, değişken ritimlere sahip ama karmaşanın çok olmadığı şarkılardan oluşacak. Söz olarak ise, insanlara hislerini en net şekilde anlatacağı bir albüm olacağını düşünüyorum.

SORU: Besteler hanginize ait?

Orbay: Genelde gruplarda şarkılar vokalist tarafından yapılır. Bu bizim için biraz farklı. Çok güzel söz e müzik yazan bir gitaristimiz var. Bu yüzden beste olayını Yankı’ya bıraktık. Aranje ve düzenlemeleri ise bir araya gelerek yapıyoruz.

SORU: Rap rock ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yankı: Bu onu hakkında bir çok insan katı eleştirilerde bulunuyor ama bence müzik erenseldir. Kategorilere ayırmak yerine grup olarak bakış açımız şu: eğer ki insanlar kaliteli müzik yapıyorlarsa türü ne olursa olsun, bizim müziğimizle de bağdaşıyorsa biz bunu yapıyoruz. Şimdiye kadar da grubumuzda çok yumuşak şarkıları da çaldık, hardcore da çaldık, nu metal de, protest de çaldık. Bunun tek nedeni müzik yapıyor olmamızdı. Albümde de düet konusunda diğer sanatçı arkadaşlarımızla rap rock ayırt etmeden güzel şeyler yapacağımıza
İnanıyorum.

SORU: İstabula gitmek yerleşmek her müzik grubunun yapmak istediği bir şey siz bu konuda ne düşünüyorsunuz:

Mehmet:Bu konuda klişeleşmiş bir laf vardırİstanbul bu işin merkezi diye. Bu bi anlamda doğrudur ama b İzmir’de Ankara’da olmaz diye bir şey yok. Diğer bir konu ise biz geçimimizi urda İzmir’de sağlıyoruz. Kimse memleketinden ayrılmak istemez ama bu biraz daha ileride karar verilecek bir şey. Ancak menfatimiz orayı gerektirirse de tabi ki seve see gideriz.

28 Ocak 2008 Pazartesi

SPEED STICK CONTROL


Bu egzersiz ellerinizin hızını ve kontrolünü arttırmak için hazırlanmıştır. Metronom eşliğinde yavaş tempodan başlayarak, vuruşların dengesine dikkat ederek ve bileklerinizi germeden rahat çalışınız.

SAMBA

SAMBA

Aşağıda basit bir kaç adet samba örneği bulacaksınız.

Tüm egzersizlerin midileri, egzersizlerin üzerine tıklayınca farklı hızlarda çalmaya başlayacaktır.


SAHİBİNİ BEKLEYEN ZİLLER

(BU YAZI, THY AYLIK DERGİSİ SKYLIFE MAYIS SAYISINDAN ALINMIŞTIR.)

İstanbul’un kıyısında kalmış semtlerden birinde küçük bir fabrikadayız. Arka odada alçak tabureler üstüne oturmuş zanaatkârlar sıcak bakır ve özel alaşımlı levhaları istenilen kalınlık ve biçime getimek için nerdeyse soluk bile almadan çalışıyorlar. Havada hızla inip kalkan çekiçler durmaksızın madeni dövüyor. Ziller cilaya ve tornaya gitmeden önce her birine dokunarak metalin pürüzsüzlüğünü inceden inceye kontrol etmek, çekiçle hafifce döverek düzeltmek ise ustanın işi. Küçücük odada kulakları sağır eden, ahenksiz bir gürültü var. Oysa ne tuhaf, o cennetten tınısıyla nice sultanı ve askeri olduğu kadar halktan kişileri de yüzyıllarca büyüleyen bir müzik enstrümanının, zilin, yaratılma süreci bu. Tüm bu anlattıklarımız 17. yy İstanbul’undan enstanteneler olabilirdi. Ama takvimler 2000’i gösteriyor.

Zilin bir müzik aleti olarak Ortadoğu ve Asya’da ilk ortaya çıkışının MÖ bin yılına dayandığı düşünülüyor. Ziller, antik zamanlarda dansçıların yalnızca Doğu’ya özgü, törensel danslarda kullandıkları, tahtadan yapılma minicik vurmalı aletlerdi. Dansçılar bu bir çift zili çoğunlukla tek ellerinde kullanırlardı. Biri başbarmağa, diğeriyse orta ya da işaret parmağına takılırdı. İşlevleri de diğer müzik aletlerine eşlik etmekten çok egzotik bir hava yaratmaktı. Sonraları zil yapımında tahta yerine genellikle gümüşle karışık kalay ve bakır gibi çeşitli madenlerin alaşımı kullanılmaya başlandı. Daha geniş bir kullanım ve ses yelpazesine ulaşabilmek için gizli işlemlerden geçen ziller, giderek genişlemeye ve incelmeye başladı. Bizans döneminden Türk ordularının gümbürdeyen davullar, zil ve gong vuruşları eşliğinde sefere çıktığı devirlere de yayılan uzun bir süreç içinde ritmik müzikte kullanılan zillerin günümüzde bilinen haline ulaşması için değişik aşamalardan geçmesi gerekti. 1623 yılı zil yapım sanatında önemli bir tarih. Günümüzden tam 377 yıl önce İstanbul’ da yaşayan Avedis adlı simyacının geliştirdiği ileri teknik, zil yapım sanatında bir dönüm noktası oldu. Bakır, kalay ve gümüş alaşımı için geliştirilen bu özel teknikle yapılan zillerin olağanüstü bir tınısı ve ses berraklığı vardı. Osmanlı sultanları, vezirler ve hatta ordudaki askerler bile Avedis’ in yaptığı bronz zillerin yumuşak tonlarından çınlayan sesinden ve güçlü tınısından etkilenmiş, bu kusursuz ustalık karşısında büyülenmişlerdi. Avedis’ in ünü bütün ülkede kısa sürede yayıldı ve ona zamanın loncası tarafından “zilciyan” ünvanı verildi. Türk zillerinin ünü giderek tüm dünyaya yayılıyordu. Özellikle de Prusya askeri orkestrasında çok popülerdi. 19. yy başında Türk zilleri bütün dünyaya gemilerle ihraç edilmeye başlandı. Osmanlı döneminde yaşayan zil yapım ustaları( zilciyanlar) Osmanlı sultanlarının ordularına zil yetiştirmek için bıkıp usanmadan çalıştılar. Böylece ordular da güçlerini gösteren şangırtılı bronz zilleri ve gökgürültüsü gümbürtülü davullarıyla muzafferane bir edayla savaş meydanına girer, kendilerini bekleyen düşmanlarını korkudan tir tir titretirlerdi. Dönelim günümüz İstanbul’una.. İstanbul’da iki yer, modern teknoloji uygulamadan üretilen, el yapımı ziller konusunda popüler. Bunlar, İstanbul Zilleri ve Boğaziçi Zil Sanayii. Artık, el yapımı bir zil yalnızca bir günde üretilebiliyor. 377 yıl önve Avedis tarafından geliştirilen, ama günümüzde elektriğin nimetlerinden de faydalanılarak imal edilen ziller şimdi bütün dünyada tanınıyor. Osmanlı sultanları, vezirler ve başkumandanları terk-i diyar edeli çok zaman oldu. Şimdi tarih sahnesinde caz, pop, rock ve heavy metal ya da geleneksel Türk halk müziği ve arabesk tarzı besteler yapan sanatçılar var. İşte, bu harıl harıl işleyen fabrikalar da 20. yüzyıl müzisyenlerinin taleplerini karşılamak için durmaksızın çalışıyor ve en iyi kalitede ziller üretiyorlar.

Zanaatkarlar alın teri dökerken, biz de ünü dünya çapında yayılmış bu nadide zillerin yapım aşamalarını izleyelim dedik. Önce bakır ve diğer madenlerin, çamur ve kilden yapılma özel kapaklı, derin potalar içinde eritilmesi gerekiyor. Rusya’dan özel olarak ithal edilen en iyi kalite kömürde yaklaşık 1100-1200 derecede eriyip kaynayana kadar (bir saatten fazla) ocakta tutuluyor. Ardından düz, yuvarlak pik kalıplara dökülüp, odun ateşiyle ısıtılan bir fırında yaklaşık 600-700 derecelerde tavlanıp istenen incelikte olmaları için yedi ya da sekiz antika silindirden geçiriliyor. Bundan sonraki adım, zili bir başka kalıba koyarak ortasına o bildik kubbeciği kondurmak. Bu işlemi zilin tam ortasında bir delik açılmadan önce yapmak gerekiyor. Tüm bunlardan sonra zilin kenarları kusursuz bir daire oluşturacak şekilde kesiliyor. Ortaya çıkan artık maden parçaları da eritme kabına geri atılıp değerlendiriliyor. Madenin sıkışması ve istenilen biçime gelmesi için çelik bir örsün üstüne konulan zil, 20-25 dakika özel alaşımlı demir çekiçlerle dövülüyor. Çekiç ustaları bu işlem sırasında çıkan korkunç gürültüden rahatsız olmamak için kulaklarını bir parça pamuk ile tıkıyorlar. Zillerin kenarları tornada düzeltildikten sonra, iç kısımda kalmış olabilecek herhangi bir pürüzü de ortadan kaldırmak için özel bir tornadan geçiriliyor. Bu işlem süresince yerlerin incecik bakır iplikçiklerle kaplanması kaçınılmaz tabii. Bu bakır telcikler de hergün sonunda toplanarak eritme kabına atılıyor. Bu işlemlerin sonunda, hemen hemen bitmiş hale gelen zil, dış kısımları düzleştiren son cilacıya gönderiliyor. En sonunda zilin üzerine atölyenin damgası vuruluyor. Maden kazandığı ısıyı uzun süre tuttuğundan bitmiş ürün birkaç gün dinlenmeye bırakılıyor. Çünkü , zil asıl tınısına ve sesine ancak tamamen soğuyup dinlendikten sonra kavuşuyor. Her zilin çapı inç cinsinden ölçülüp ağırlığı da çeşitli kategorilere göre derecelendiriliyor: “crash”,”splash”,”ride”,”hihat” gibi.....

Zil yapım sanatı ne yazık ki 20. yüzyıl ortalarında kaybolmaya başladı. Tüm dünyada müzisyenler tarafından kullanılan zillerin pek çoğu –bazıları elde cilalansa da- artık makina üretimi. Peki, gördüğünüz bir zilin yüzde yüz el yapımı olduğunu nasıl anlayabilirsiniz? Tabii ki sesinden. El yapımı her zilin kendine özgü bir ses rengi vardır: Güçlü ve ağır ya da hızlı ve hafif, keskin ve ham ya da derin ve dinamik. Günümüzde zil, her müzik türünde kullanılıyor. Beethoven’dan heavy metale, halk müziğine, opera caza kadar. İstanbul’daki bu fabrikalarda herkesin zevkine göre bir zil bulmak mümkün. Dünyanın en üst düzey müzisyenleri ve vurmalı enstrüman çalanların çoğu buraların ziyaretçisi. Her gelişlerinde sınıf sınıf, çeşit çeşit zili sabırla deneyip sesini dinliyorlar. Ta ki kafalarında canlandırdıkları o özel tınıyı yakalayana kadar. Üretildikten sonra dinlenmeye bırakılan zillere de sahipleri tarafından beğenilip, götürülecekleri günü beklemek düşüyor.

Roni Askey Doran

PLANLA – ÇALIŞ - KONTROL ET – UYGULA

ÇALIŞMAK İÇİN AYIRDIĞIMIZ VAKTİ VERİMLİ VE KALİTELİ KULLANMALIYIZ. ÇALIŞMAK İÇİN AYIRDIĞIMIZ ZAMANLARIN SONUNDA MUTLAKA POZİTİF SONUÇLAR ALMALIYIZ.

İŞTE AŞAĞIDA BU POZİTİF SONUÇLARA ULAŞMAK İÇİN BİR KAÇ FİKİR.

1 - PLANLA

ÇALIŞMAYA BAŞLAMADAN NE ÇALIŞACAĞINIZI PLANLAYIN. PLANSIZ YAPILAN ÇALIŞMALAR SİZİ TEKRARA VE VERİMSİZLİĞE GÖTÜRECEKTİR.

AMACINIZ YA ESKİYİ DAHA İYİ YAPMAK YA DA YENİ BİŞEY ÖĞRENMEK OLMALIDIR.

PLANINIZI BİR KAĞIDA YAZIN.


AŞAĞIDA UFAK BİR ÖRNEK VAR:

STİCK KONTROL ISINMA- 15 DAKİKA

TRAMPET SOLOSU – 15 DAKİKA

ARA – 5 DAKİKA

DAVUL SETİ ISINMA- 15 DAKİKA

INDEPENDENCE- 30 DAKİKA

ARA- 5 DAKİKA

FAVORİ CD ÜZERİNE ÇALMA- 30 DAKİKA


BU ŞEKİLDE ÇALIŞMA ZAMANINI DAHA ETKİLİ VE KONTROL EDİLEBİLİR HALE GETİRMİŞ OLURSUNUZ.


2 - ÇALIŞ

ŞİMDİ PLANI UYGULAMA , GERÇEK ÇALIŞMA ZAMANI.

PLANA SADIK KALIN . DIŞINA ÇIKMAYIN. BIRAKIN SÜRE İÇİNDE NE KADAR OLURSA O KADAR KALSIN.


3 - KONTROL ET

KENDİNİZE NEYİ , NİÇİN ÇALIŞTIĞINIZI SORUN.

NELERİ ÇALIŞMADIĞINIZI , YA DA ÇALIŞMANIZ GEREKTİĞİNİ KONTROL EDİN. HANGİ EGZERSİZLERİ DAHA SONRA TEKRAR ETMENİZ GEREKTİĞİNİ KARARLAŞTIRIN.

MALZEMELER İLE İLGİLİ PROBLEMLERİNİZİ NOT ALIN..

BİR SONRAKİ ÇALIŞMA İÇİN PROGRAM YAPIN.


4 - UYGULA

SAHNEYE ÇIKTINIZ YA DA GRUBUNUZLA PROVA YAPIYORSUNUZ.

İŞTE ÇALIŞTIKLARINIZI UYGULAMA ZAMANI. NEYİN OLUP OLMADIĞINI ANCAK BURADA TAM OLARAK ANLAYABİLİRSİNİZ. VE EKSİK YÖNLERİNİZİ GELİŞTİRMEK İÇİN NE YAPMANIZ GEREKTİĞİNİ …. YENİ KİTAPLAR, YENİCD LER… BELKİ YANİ MALZEMELER….GÖRÜRSÜNÜZ.

BİTİRDİĞİNİZ , ARTIK SİZE KOLAY GELEN EGZERSİZLERDEN UZAKLAMALISINIZ.

1 - PLANLA

UYGULAMADA EDİNDİĞİNİZ VERİLERE GÖRE BİR SONRAKİ ÇALIŞMAYI PLANLAYIN.

BU SİSTEMLE ÇALIŞMALARA BİR SÜRE VE İSTİKRARLI DEVAM EDİN . SONUCU OLUMLU OLACAKTIR

BAŞARILAR DİLERİM.

Bülent Akbay

///Alıntıdır//

DAVUL TONLAMAK

Yeni bir davul aldınız, çalmayı öğreniyorsunuz. Albümler dinliyor güzel davul sesleri duyuyorsunuz ama sizin davulunuzdan bir türlü istediğiniz ses çıkmıyor. Bu durumda davul akortlamanın temel prensiplerini öğrenmeli, uygulamalı ve denemelerde bulunmalısınız.

İşte size davul tonlamanın bir kaç püf noktası:

Davulunuzda varsa eski derileri çıkarın, ya da davulu yeni aldıysanız derileri sökün. Temiz bir bez ile davulun deriye temas eden kenarlarını ve kasnağın deriye değen kısmını silin. Bu temizlik ufak parçacıkları yok edip derinin tam oturmasını sağlayacaktır.

Çıkardığınız deriyi ya da yeni deriyi davula yerleştirin ve davul üzerinde parmak hareketiyle döndürün. Bu derinin davula tam temasını sağlar.

Şimdi kasnağı yerleştirin ve vidaları elinizle kasnağa değene kadar çevirin.

Aşağıdaki şemaya bakarak vidaları 1 tam dönüş çevirin. Aynı işlemi bir daha yapın. Yarım tur çevirerek bir daha yapın.

Davul anahtarınızla derinin vidalar önündeki kısımlarına hafifçe vurun ve tonu dinleyin. Düşük tonda olanları yüksek olanlara eşitlemeye çalışın. Bu zor bir iştir. Ve bir vida sıkıldığında bile çok etkili olur. Bir kaç denemeden sonra daha kolay olacaktır. Fakat her davulda tam eşitlik sağlanamaz. Bu davulun kalitesi ve kenarlarının düzgünlüğü ile ilgilidir.

Davulu yere yada bir masa üzerine koyun. Avucunuzu derinin ortasına koyun , diğer elinizide üzerine koyup bastırın. Bu derinin tam oturmasını sağlayacaktır. Eğer çıtırtı gelirse paniklemeyin. Bu çıtırtı derinin kendi alüminyum çemberi içinde oturduğunu gösterir.

Şimdi vidaları yine şemaya göre gevşetin. Tekrar elinizle kasnağa değene kadar çevirin.

Saat yönünde hareket ederek vidaları çeyrek tur çevirin. Deri resonans yapmaya başlayacaktır. Yapmazsa aynı işlemi bir daha saat yönünde tekrarlayın. Şimdi her vidanın önündeki tonu dinleyin ve eşitlemeye çalışın. Şu anda aldığınız ton davulun çıkarabildiği en bas tondur.

Davulu ters çevirip aynı işlemi alt deri içinde uygulayın. Alt deriyi üst deri ile aynı tonda tonlarsanız davul çıkarabildiği en homojen ve rezonanslı sesi çıkarır.

Bundan sonra öğrendiğiniz kurallar dahilinde davulunuzu istediğiniz tonlayın.

Davul tonlamak her ne kadar deneyerek bulunmuş kurallar içersede tümüyle kişiye özeldir. Yukarıda anlatılan yöntem size sadece deriyi davula en sağlıklı şekilde takmayı öğretir. Ton, rezonans sizin zamanla deneyerek kendi zevkinize ve çaldığınız müziğe göre ayarlayacağınız kavramlardır.



Deriyi takmayı öğrendik fakat piyasada bir sürü deri çeşidi var. Bunların farkları nelerdir? Hangisini almalısınız? Birazda bu konuya değinelim.

Deriler yapıları ve kalınlıklarına göre sınıflandırılır.

Yapılarına göre; tek katlı, çift katlı, kumlu, kumsuz, susturuculu ve yağlı (bu deri çok az marka tarafında üretilir, örneğin Evans firmasının Hydreulic adlı bir yağlı derisi vardır. Piyasada yağlı diye bilinen bir çok deri aslında yağlı değil sadece çift katlı derilerdir.)

Kalınlıklarına göre; ince, orta ve kalın deriler.

Bu derilerin farkları nelerdir şimdi tek tek onlara bakalım.

Tek katlı deriler: tiz tonlu, çabuk tepki veren, rezonansı yüksek derilerdir.

Çift katlı deriler: bas tonlu, tepkimesi yavaş, rezonansı yüksek, dayanıklı, sert çalmaya uygun derileridir.

Kumlu deriler: asıl amacı fırça çalmaya uygun yüzey oluşturmak olan kum, biraz susturucu etkiside yapar, derinin tonunu hafif baslaştırır ve dayanıklılığını arttırır.

Susturuculu deriler: bazı derilerin iç taraflarında 2-3 cm genişliğinde dahili bir deri çember vardır. Bu ek, derini fazla rezonansını keser, derideki ötmeleri engeller.

Yağlı deri: Çift kat deri arasına susturucu olarak yağ sürülmüştür. Oldukça ağır, çok dayanıklı, bas ve yavaş tepki veren , rezonansı oldukça düşük derilerdir.

İstediğimiz tona ve tarza göre bu deri türlerinden özelliklerine göre tercih edip kullanırız.

Tabii benim bu yazımda deriler hakkında her türlü bilgiyi ayrıntısı ile verebilmem maalesef mümkün değil. Bu nedenle deri üreticilerini web sayfalarını, davul dergilerini takip ederek akort ve deriler ile ilgili daha geniş bilgi alabilirsiniz.

Bunun dışında Drum Tuning adlı bir video ve yine davul tonlama ile ilgili bir iki kitap şu anda internet üzerinden satılıyor. Araştırarak daha geniş bilgi toplayabilirsiniz.



Eğlenceli ve bol davullu günler.



Bülent Akbay

Jack Daniel's 2008 Rock Müzik Yarışması Başlıyor

Jack Daniel's 2008 Rock Müzik Yarışması Başlıyor


Dünya genelinde amatör Rock tutkunlarını destekleme düşüncesiyle yola çıkan Jack Daniel�s Müzik Programı, 100�ü aşkın ülkede büyük bir ilgiyle devam ediyor.

Bu yıl Türkiye�de üçüncüsü düzenlenecek olan �Jack Daniel�s Rock Müzik Yarışması� start veriyor. Yarışma amatör Rock gruplarına uluslararası alanda önemli fırsatlar sunuyor.

1892 yılında kendi müzik grubunu kuran Jack Daniel�ın müzik mirası, tüm dünyada yaklaşık 100 yıldır devam ederken Türkiye�de 2005 yılından bu yana gerçekleştirdiği Rock Müzik Programları ile sürdürülüyor. Amatör Rock Gruplarının 28 Şubat tarihine kadar DEMO�larını göndererek başvurularını yapabileceği Jack Daniel�s Rock Müzik Yarışmasının Finalleri Mart 2008 de yapılacak.

Yarışmaya katılmak için...
�Jack Daniel�s Rock Müzik Yarışması"na katılmak isteyen amatör rock grupları, katılım koşullarına ilişkin detaylı bilgiyi Jack Daniel�s internet sitesi Jack Daniel's Rock'dan ve 0212 267 31 07 nolu bilgi hattından edinebilecekler. Yarışmaya katılmak için son başvuru tarihi 28 Şubat 2008�dir.

25 Ocak 2008 Cuma

Dünyaca Ünlü Sanatçılarının Bateri Zilleri Samsun'dan



İstanbul'da bateri zil fabrikasında işçi olarak çalışan Samsunlu Diril kardeşler, işten ayrılarak kurdukları fabrikada Jennifer Lopez, Madonna ve Ricky Martin gibi dünyaca ünlü sanatçıların bateri zillerini üretiyor.

1995 yılında İstanbul'da bateri zili üreten bir firmada işçi olarak çalışmaya başlayan Diril kardeşler ve akrabaları, yıllar sonra kurdukları fabrikada dünyaca ünlü sanatçıların kullandığı bateri zillerini üretmeye başladı. Kardeşlerden Murat Diril'in Almanya'da katıldığı bir fuarda Avrupa'nın en büyük müzik aletleri firmalarından Roland Mein'in yetkilileriyle tanışmasının ardından, bu firmayla anlaşma yapıldı. Çalıştıkları işten ayrılarak 2000 yılında Samsun'da üretime başlayan Diril kardeşler, yaptıkları el yapımı kaliteli bateri zilleriyle dünyaca ünlü sanatçıların bateristlerinin kullandığı zilleri üretmeye başladı. Tanınan bir marka haline gelen Samsun Murat Müzik Aletleri, ayda 2 bin civarında 2 ila 24 inç arasında bateri zillerini üreterek ihraç ediyor.9 Mayıs Sanayi Sitesi'nde 30 işçisiyle dünyada tercih edilen zilleri üreten kardeşlerden İbrahim Diril, 2000 yılından bu yana kaliteli el yapımı ziller ürettiklerini söyledi. Kısa sürede dünyanın tanınan markaları arasına girdiklerini dile getiren Diril, "Dünyaca ünlü zil firmalarıyla yarışıyoruz. Bizim zillerimiz el yapımı ve ses tonu iyi olduğu için tercih ediliyor. Tamamen el işçiliğiyle yapıyoruz. Bakırı döküyoruz, işliyoruz zil haline getiriyoruz. Zahmetli bir iş ama severek yapıyoruz" dedi. Diril, ürettikleri zilleri Jennifer Lopez, Madonna ve Ricky Martin gibi dünyaca ünlü sanatçıların bateristleri Thomas Lang, Sohny Rabb, Kenny Aranof'un kullandığını kaydetti.



İngiltere'nin saygın müzik dergilerinden Q Magazine, kuruluşunun 20. yıldönümünde, son 20


yılın en iyi 20 şarkısını belirledi.

Dergi çalışanları tarafından hazırlanan listede bir numara olarak, U2 ve Madonna gibi isimleri geride bırakan Nirvana'nın, 1991 yılında çıkarttığı, "Smells Like Teen Spirit" adlı şarkısı gösterildi.

Pop, rock, punk ve tekno dahil birçok müzik tarzına yer verilen listede ikinci sırayı, Outkast'ın 2003'te çıkardığı "Hey Ya!", üçüncü sırayı ise Guns N'Roses'ın "Sweet Child O'Mine" adlı şarkısı aldı.

Listede yer alan diğer şarkılar şöyle;



4. "Unfinished Symphony" - Massive Attack (1991)

5. "One" - U2 (1991)

6. "Live Forever" - Oasis (1994)

7. "Bitter Sweet Symphony" - The Verve (1997)

8. "Common People" - Pulp (1995)

9. "There She Goes" - The LA's (1990)

10. "7 Nation Army" - The White Stripes (2003)

11. "Song 2" - Blur (1997)

12. "Crazy" - Gnarls Barkley (2006)

13. "Angels" Robbie Williams, (1997)

14. " ? Baby One More Time" - Britney Spears (1999)

15. "Personal Jesus" - Depeche Mode (1990)

16. "Like A Prayer" - Madonna (1989)

17. "Firestarter" - The Prodigy (1997)

18. "Brimful of Asha" - Cornershop (1997)

19. "Stan" - Eminem (2000)

20. "I Bet You Look Good On The Dancefloor" - Arctic Monkeys (2006)

Volkan Öktem



25.06.1970 yılında İzmir'de doğdu.
Davula olan ilgisi 7 yaşında başladı. 12 yaşında çeşitli
orkestralarda davul çalmaya başladı. 1985 yılında
Ankara'ya geldi ve birçok rock ve pop gruplarıyla çalıştı,
konserler verdi.

1993 yılında İstanbul'a geldi. Burada değişik tarzlarda
(Halk müziği, Pop, Rock, Latin, Funk, Fusion, Jazz, Acid Jazz)
sahne ve stüdyo çalışmalarında bulundu.

17 yaşında ilgi duymaya başladılğı Caz müziğiyle ilgili
çalışmalarını diğerlerinin yanısıra sürdürdü.
Aşkın Arsunan Ethno-Karma Band ile
7. Uluslararsı İstanbul Caz Festivali'nde yer aldı.
10. Uluslararası İstanbul Caz festivaline Beck's Big Band,
11. Uluslararası İstanbul Caz festivaline Aşkın Arsunan Grup ve
İstanbul Superband,
12. Uluslararası İstanbul Caz festivaline
İstanbul Superband ile katıldı.


Yer aldığı gruplardan birkaçı;

Habbecik,
Trio Mrio,
Acid Trippin,
Laço Tayfa ,
0212,
Beck's Big Band,
Ethno Karma,
Sertap Erener Ork.
Pasaporte Latino,
İstanbul Superband

www.volkanoktem.com

Bir Davulcunun Hayatı - Doğaç Titiz

Bir Davulcunun Hayatı

Yaşam şekilleri:
1.azmalar için ,
2.yeni başlayanlar için ,
3. biraz öğrenmiş olanlar için,
4.işin piyasasında olanlar için,
5.işe tamamen ciddi bakanlar için ki bunlar iyi davulcu olmak yolunda gerçek azim sergilerler ve
6. artık usta davulcular için olmak üzere 6 grupta oluşurlar......

1.Kazmalar için:
ağabey ben çift cross çalacağım böyle hani dıgı dıgı vuruyorlar ya ondan hani en sert müzik yapalım...... (teknik bilgi sıfır dır müzikalite de sıfır) bu tipler davulu ya artistlik için çalmaya çalışırlar yada kız tavlamak karizma için vs..... stres atmak için böyle bir yola baş vurmak yapılacak en büyük denyoluktur ki buda mükemmel bir kıroluktur

2. Yeni başlayanlar için:
bunu iyi yönden alalım bu bambaşka heyecanı hissetmek, ne öğrenirsem kardır sebebiyle her şeyi araştırma içgüdüsüyle yanıp tutuşan bir bilinçli olmak durumudur,aslında herkes bu bilince ulaşana kadar 1. bölümü geçmiştir(çok nadir olanı o da eğer şanslıysa tabi 2. seviyeden başlamaktadır......)tüm el tekniklerini baget tutuşlarını hemen öğrenmek ve bu teknikleri aceleyle doğru biçimde kullanmak isteyerek sabırsızlıklarını saklayamazlar. inanılmaz heyecan başlamıştır sadece işin ne kadar ciddi bir boyutta olduğunun farkında değillerdir , girdikleri okyanus öyle büyüktür ki sonra arasında kaybolup bir damla bile olamayacaklarını anlayana kadar acı vermez onlara ...... bunu anlamaları an meselesidir artık.

3.Biraz öğrenmiş olanlar:
yani belli bir seviye vardır artık tarz seçmekte zorlanırlar ondan bundan otlanma zamanıdır ve her davulcudan hareket öğrenmeye çalışırlar herkese bir şeyler sorarlar dave weckl’ın bütün albümlerini ezbere bilmek hariç bir de utanmadan ben şöyle çalıyorum böyle yapıyorum falan diye arada bir konuşup dururlar...artık piyasaya girmek isterler hep hayalleri orada burada çalmaktır hem para kazanmak hem de kendi zevkleri için ; biraz daha bir şeyler öğrenebilmek müzik ve davul adına.....

4.İşin piyasası:
davulcu piyasaya ilk girdiğinde öğrenecek çok şeyi olduğu gibi piyasacılıktan yakında kusacak olmaktan habersiz bir şekilde mutlu başlar işe........zaman geçer bunalır gece çaldığı program ona artık yemek yemek gibi gelmeye başlar ve kendini kazandığı paraya kaptırmazsa davul çalışmayı ihmal etmez bol bol müzik dinleyip kendini geliştirmenin yollarını arar..ve artık piyasada kaşarlanmış çeşitli müziklerde pişmiş davul ordinasyonları na alışmaya başlamış işe artık ciddi bakanlar (bu kişiler davulu çok sever ,gerçekten sever.....öğrenecekleri şeyler konusunda hem korkar hem de azim gösterirler çünkü ha yapamadıkları şeyler hep vardır içlerinde ...... davul artık meslekten çıkmış yaşam biçimi olamaya başlamıştır davula taparlar)

5.Artık işe tamamen ciddi bakanlar:
Evet kitaplarla davul notalarıyla ilgilenilmeye başlanmış olup teknik çalışmalar kuvvet kazanmıştır , ilerleme zamanıdır diye hisseder davulcu kişilik.... sabah kalktığında( (dip not)aslında davulcular 12 den erken kalkmazlar)) hemen bilek açma el kol ısıtmak için stick control çalışması 2 saat gerekli hale gelmiştir davulcu bunu çalışınca psikolojik olarak kendini iyi hisseder .... günün diğer kısımlarında özel işleriyle uğraşırken hep davul düşünür müzik düşünür çalmak istediği tarzları en ince detayına kadar inceler kendine bir sürü örnek alabileceği davulcu bulmuştur gerek Türk gerekse yabancı ve artık hep el ayak kordinasyonlarına zaman ayırır. Kombinasyonları çalışır metronomla iyice oturtana kadar...... arkadaşları tarafından gaza da getirilen bu kişilik çok daha fişeklenir ve nihayet....

6.usta davulculuk en son mertebe(sonrası da var ama ben sadece anlatabileceklerimi seçtim):
Nihayet davul üstünde elini nereye atsa yeni bişeyler keşfetmeye başlamıştır; yoktan yeni şeyler bulur Dave Weckl’dan Dennis’ten Vinnie’den Virgil’den öğrendiklerini kafasında özümser kendi tarzını yaratır artık ritimler çivi gibi gelip groveları en son iliğine kadar hisseder , hissettirir, basla müzikle bütünleşmiş aynı zamanda da çalıştıklarını müzik içinde kullanabilmeyi kendine ödev edinmiş, hala öğrenecek çok şeyi olduğunun kesinlikle farkında olan bilge davulcudur provadan provaya koşar kesinlikle davulcu değil müzisyendir artık............bunların yanı sıra özel hayatını davulla karıştırmamak da ayrı bir problem teşkil eder...........

Doğaç Titiz

Stick control çalışma teknikleri Doğaç Titiz

Stick control çalışma teknikleri

Sizler kendi bulduğum eğlendirici stick control çalışmasından bahsedeyim
gayet basit bunun için gerekli malzemeler;
1 dvd player
1 televizyon
1 çift dengesi iyi olan oturaklı bir baget
1 çalışma pad’i
1 de metronom fena olmaz

Herhangi bir izlemek istediğiniz çok ciddi olmayan bir filmin karşısına tam takım malzemenizle çıkın. Gerisi çok kolay yapabiliritenizin yüksek olacağı bir bpm açın mesela 70 ve çalışmaya başlayın.
göreceksiniz ki hem film izlemiş hem de sıkı bir şekilde stick control çalışmışsınız
çalışma şeklinizde şunlar olabilir.

RLRL/RLRL/RLRL/RLRL ,
RRLL/RRLL/RRLL/RRLL ,
RLRR/LRLL/RLRR/LRLL
sonra gene başa sonra bunların sayılarıyla oynayabilirsiniz, yaratıcılığınıza göre her türlü eksiltme arttırma yada karıştırarak çalışmanızda çok faydalı olur.


Tabi ki arada bir metronom size yavaş geldiğinde hızlandırın ki kendinizi zorlamış olun
ayrıca bu egzersizleri hiç kol ve parmak kullanmadan pad’in tam dibinden ayrıca tam olarak ta bileklerden çalışırsanız çok faydalı bir iş yapmış olursunuz.
Ben bu çalışma sayesinde gördüm ki hem stick controlumu ilerletebiliyorum hem vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum hem de sevdiğim bir film izlemiş oluyorum.... bunu her gün yaptığınızı düşünün.

Aslında daha pek çok şey var niye bunlarla sınırlı kaldık diye sorabilirsiniz…
çünkü bu 3’lü davul çalmaya yarayan en önemli DNA’lar dır.
Bunların haricinde yani (single , duble , paradidle)ne çalışırsanız çalışın bu 3 DNA’nın varyasyonlarından başka bir şeyle karşılaşmayacaksınız bunu inceledikçe sizde göreceksiniz
iyi çalışmalar bol şans

Doğaç Titiz